FİKRİ HAKLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

Bireysel farklılıklara dayalı beceri ve yetenekle teknoloji ve yenilikçiliği birleştiren bilgiye dayalı faaliyetler yeni iş kollarının ve uzmanlık alanlarının oluşmasını ve özgün sanatsal, kültürel ürünler ile buluşlar, tasarımlar, faydalı modeller üretilmesini kolaylaştırarak Fikri mülkiyete dayalı endüstrilerin gelişmesini böylelikle entellektüel sermayenin arttırılmasını sağlamaktadır.

Fikri mülkiyete dayalı endüstrilerin disiplinlerarası işbirliklerini teşvik ederek yenilikçilik kapasitesini ve ekonomik performansı arttırdıkları , sürdürülebilir istihdam artışları sağladıkları, uluslararası ilişkilerin ve ticaretin gelişmesi ile kültürlerarası diyaloğun arttırılmasna katkı sağladıkları ve bu suretle de kalkınmaya ivme kazandırdıklarına ilişkin tespitler bu alana ilişkin yapılan çeşitli araştırma ve çalışmalarla ortaya konulmuştur.

Son yüzyılda fikri mülkiyete dayalı endüstrilerin gelişmesi bu alandaki ürünleri üretenlerin mali ve manevi haklarının ve çıkarlarının korunması sürecini de hızlandırmıştır.

Uluslararası boyut

Bu bağlamda fikri ve sınai haklara ilişkin çalışmaları ve uluslarararası sözleşmeleri koordine eden Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünden ve fikri haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerden bahsedilmesinde yarar görülmektedir.

Fikri mülkiyetin tüm dünyada korunması ile ülkeler arasında ve ihtiyaç duyulduğunda diğer uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapılması amacıyla 10 Temmuz 1967 de Stockholmde imzalanan bir sözleşmeyle kurulan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü WIPO Uluslarararası sözleşmelerin ve anlaşmaların düzenlenmesi, gelişmekte olan ülkelere teknik yardım yapılması, Fikri Mülkiyet Birlikleri arasında idari işbirliğinin sağlanması , bu alanla ilgili dökümantasyon hizmetlerinin verilmesi, üye ülkeler arasında işbirliğinin teşvik edilmesi   gibi görevleri yürütmektedir. Türkiye bu kuruluşa 1976 yılında üye olmuştur.

Fikri haklar alanındaki en temel sözleşme olan Bern sözleşmesi fikri haklar alanında yapılan ilk uluslararası düzenlemedir. Eser sahiplerinin edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki haklarının korunmasını amaçlayan telif hakları alanında uluslararası sözleşmelerin çerçevesini de oluşturan Bern sözleşmesinde korumaya esas teşkil eden eserlerin kapsamı belirlenmiştir.

Sözkonusu sözleşmeye göre ‘Edebiyat ve Sanat Eserleri’ deyimi, ifade şekli ne olursa olsun, edebiyat, bilim ve sanat alanındaki kitaplar, dergiler ve diğer yazılar; konferanslar, nutuklar, vaazlar ve benzer nitelikteki diğer eserler; dramatik eserler veya dramatik-müzik eserleri; koreografik eserler ve pandomima gösterileri; sözlü veya sözsüz müzikal kompozisyonları, sinema tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen sinematografik eserler; çizim, sulu ve yağlı boya resim, mimarlık, heykeltraşlık, oymacılık ve taş basma eserler, fotoğraf tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen fotoğraf eserleri; uygulamalı sanat eserleri; resimlendirmeler, haritalar, planlar, krokiler ve coğrafya, topografya, mimari veya bilimsel üç boyutlu eserler gibi bütün ürünleri içermektedir.

1996 tarihli Telif Hakları sözleşmesi (WCT) de Bern sözleşmesindeki temel ilkeler korunmuştur. Bahsi geçen sözleşmenin giriş bölümünde

Benzer ilkeler 1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 27 ’inci Maddesinde ’Kültür yaşamını düzenleme görevinin devlet tarafından üstlenilmesi zorunluluğunun beş temel nedeni bulunmaktadır. Bunlar; Toplumsal Adalet, Kültürel Gelişim, Ekonomik Etken, Manevi Neden ,Ulusal Saygınlık, Teknolojideki hızlı gelişimdir’ ifadesi ile yer almaktadır.

Metnin devamında Fikri haklar korumasının temel insan haklarından biri olduğu ,fikri hakların gelişiminde iç dinamiklerden çok dış dinamiklerin etkisi olduğu, fikri hakların ekonomik boyutunun yadsınamaz bir hal aldığı, yaratıcı düşünce ürünlerinin yeterince korunmadığı bir toplumda ilerleme kaydedilmesinin mümkün olmadığı, bu korumanın devletin görevi olduğu ve bununda ancak etkin bir fikri hak mevzuatıyla mümkün olabileceği, fikri haklarda eser sahibi ile toplum ve ulusal menfaatler ve dış dinamikler arasındaki dengelerin esas alınması gerektiği , bu denge kurulduğu oranda fikri hukuk mevzuatının başarıya ulaşmış sayılacağı belirtilerek fikri hakların dayandığı kuralların çerçevesi oluşturulmuştur.

Fikri mülkiyet haklarını içeren ürünlerin ticari dolaşımıyla ilgili kuralların belirlendiği bir diğer uluslararası metin Dünya Ticaret Örgütü sözleşmesinin eki olarak 1995 yılında yürürlüğe giren. Ticaretle bağlantılı fikri mülkiyet haklarının korunmasına dair TRIPS Antlaşmasıdır Bu sözleşmenin arabuluculuk ve tahkim usullerine ilişkin hükümleri fikri mülkiyet hakları alanındaki uluslararası uyuşmazlıklarda etkin olarak uygulanmaktadır.

Fikri haklar alanında eser sahibinin yanı sıra bağlantılı hak sahipleriyle ilgili uluslararası düzenlemeler de yapılmıştır. Eser sahibinin hakları saklı kalmak kaydıyla bir eseri icra eden, yorumlayan sanatçıların. fonogram yapımcılarının ve radyo ve televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki haklarının korunmasını amaçlayan 1961 tarihli Roma sözleşmesi ile fikri haklar alanında yeni kavram olarak komşu haklar kavramı kullanılmaya başlanmıştır .Sinema sektöründeki gelişmeye paralel olarak Roma sözleşmesinde yer alan hak grubuna sinema yapımcısı da ilave edilmiştir. Artık komşu haklar tanımı yerine bağlantılı haklar kavramı yaygın olarak kullanılmaktadır .Sözkonusu haklara ilişkin uluslararası sözleşme (WPPT) İcralar ve Fonogramlar Sözleşmesidir.

Görsel-işitsel eserlerdeki icracı sanatçıların hakları, radyo-televizyon kuruluşlarının hakları, veri tabanları ve folklorik eserlerinin korunması konusunda uluslararası standartların oluşturulmasına yönelik çalışmalar da WIPO tarafından koordine edilmeye devam edilmektedir.

Ülkemiz fikri haklar alanında Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalar kapsamında bahsedilen uluslararası sözleşmelere ve AB direktiflerine önemli ölçüde uyumlu düzenlemeleri de gerçekleştirmiştir.

Fikri hakların tarihçesi

Fikri haklara ilişkin yapılan çalışmalarda bu kakların yasal bir çerçevede ele alınmasının başlangıcı matbaanın icadına ve basım imtiyazların kabulüne dayandırılmaktadır. Bu imtiyazlarla matbaa mülkiyetinin tanımlandığı ve eseri üretenlere yapılan tek bir ödemeyle o esere ilişkin tüm mülkiyetin matbaacıya geçtiği böylelikle de girişimci bir sınıfın doğduğuna ilişkin görüş fikri hakların başlangıcı olarak genel kabul görmektedir. Bugünden bakıldığında sadece sınırlı sayıda çoğaltılabilen eserlerin matbaanın icadıyla birlikte istenilen sayıda basımının mümkün olması ve bu faaliyetlerden önemli oranda gelir sağlanmasının bu konuda bir düzenleme yapılması ihtiyacı doğurduğu, bu düzenlemeyle de baskı ve kopyalama tekniklerine yapılan yatırımın o dönemdeki maliyeti dikkate alınarak yatırımların teşvik edilmesi ve haksız rekabete yol açmamak bakımından matbaacının bugünkü karşılığıyla girişimcinin,yatırımcının ve yatırımının korunduğu söylenebilir.

Fikri hakların tarihçesine ilişkin yapılan çalışmalarda ilk uygarlıklarda ürünlere cisimlendikleri somut ürünlerden bağımsız , ayrı ve özel bir değer atfedilmemesi nedeniyle eseri üretenlerin ürettikleri ürünlerle ilgili haklarına ilişkin herhangi bir hukuksal çerçeveye gerek duyulmadığı , ileriki dönemlerde de çoğaltma tekniklerinin gelişmemesi nedeniyle eserin çoğaltılamaması ve eserin aslından başka surette kamuya arzının mümkün olmadığı , ürünün aslına sahip olanın ürünle ilgili herşeye sahip olacağı şeklindeki ilk uygarlıklardaki genel yaklaşımının Roma hukukunda da sürdürüldüğüne ve bu nedenle de fikri haklara ilişkin bir düzenleme olmadığına yönelik görüşlerin ağırlık kazandığı görülmektedir.

Bugünkü anlamda fikri haklara ilişkin mevzuatın oluşmasına öncülük ettiği kabul edilen ilk kanunun (Statue of Anne) tabii hukukun gelişmesiyle esere ilişkin hakların eseri meydana getiren eser sahiplerine ait olduğu , basım imtiyazlarının ise eseri üreteni değil sadece eseri çoğaltanı koruduğu yönündeki yoğun itirazların sonucunda 1700 li yılarda İngiltere de kabul edildiği görülmektedir

Ayni yüzyılda Fransa’da benzer süreçler yaşanmış eser sahibinin haklarının korunmasına ilişkin kanunlar yürürlüğe girmiştir.Fransız ihtilalinin ardından temsil haklarının korunmasına ilişkin 1791 yılında kabul edilen kanun ile 1793 tarihli telif haklarının genel olarak ele alındığı kanun 1957’de yürürlüğe giren Edebi ve Sınai Mülkiyet Hakkındaki kanununun temelini oluşturmuşlardır.

Diğer ülkelere bakıldığında Prusya Bilim ve Sanat Eserleri Üzerindeki Mülkiyetin Korunması Kanununun 1837’de , Amerika Birleşik Devletlerinde telif haklarına ilişkin kanunun 1790’da Almanya da Telif Hakkı ve Komşu Hakların Korunması Hakkında Kanunun 1965 yılında, Amerika da ise pek çok değişikliğin ardından temel telif hakları kanununun 1976’da yürürlüğe girdiği görülmektedir.

Matbaanın icadıyla başlayan sürecin ardından 18, 19 ve 20. Yüzyılın fikri haklar bakımından önemli atılımların gerçekleştiği dönemler olduğu görülmektedir.

Ülkemizde fikri haklar

Telif hakları alanında ülkemizdeki yapılan düzenlemelerin tarihsel boyutunun incelenmesine yönelik yapılan akademik çalışmalarda 1850 tarihli Encümen-i Daniş Nizamnamesinin fikri haklar alanındaki ilk hukuki metin olduğu, basım usullerinin de belirlendiği sözkonusu Nizamnamedeki herhangi bir bir şekilde dil ile ifade edilen fikri mahsul tanımının günümüzdeki eser tanımına en yakın tanım olduğu hatta örtüştüğü,‘Telif‘ ifadesinin ilk defa bu nizamnamede kullanılmasının eser sahiplerinin mali hakları ve bu haklarının kabulüne ilişkin önemli bir düzenleme olduğunun vurgulandığı görülmektedir.

Ayrıca 1857 de yürürlüğe giren telif nizamnamesiyle imtiyaz usulü sonlandırılarak eser sahiplerine eserlerin basımına ilişkin münhasır nitelikli hakların verildiği, bu düzenlemenin ardından 1910 yılında yürürlüğe giren Hakkı Telif Kanununun her nevi kitapları,telif eserleri,resimleri ve çizgileri,heykelleri planları,teknik resimleri,musiki aletlerini fikir ve kalem eserleri olarak tanımladığı ve esere ilişkin hakların niteliğini belirlediği belirtilerek bu alanda yapılan pek çok çalışmada sözkonusıu Kanunun fikri haklar bakımından önemi vurgulanmaktadır.

5846 sayılı "Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu" nun kabul edildiği 1 Ocak 1952 tarihine kadar yürürlükte kalan bu kanun bugünkü düzenlemelere yakın hükümler içermektedir.

1952 yılında yürürlüğe giren Profesör Ernst Hirsch tarafından hazırlanan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 1983 yılında ve AB müktesebatına uyum çalışmaları kapsamında 1995, 2001, 2004 ve 2007 ve 2008 yıllarında önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Eser ve eser sahipliği

1951 tarihli 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanununu İstanbul üniversitesi hukuk fakültesi öğretim üyesi iken yazımını gerçekleştiren Ord. Prof. Ernst Hirsch

"Fikir eserleri - ki bu tabirden zihni faaliyet mahsulü olan ilim ve fen eserlerinden başka his ve muhayyilenin mahsulleri olan edebiyat, musiki güzel sanat ve sinema eserleri de anlaşılmaktadır - mahiyetleri itibariyle bütün insanların malı haline gelmek ve beşeriyetin herkesin istifadesine açık olan kültür hazinesini arttırmak istidadındadırlar. Son yüz yıl içinde keşfedilen ve gün geçtikçe tekemmül ettirilmekte olan teknik çoğaltma ve yayın vasıtaları bu temayülü her türlü tasavvurun fevkinde gerçekleştirmektedir. Plak ve film, radyo ve televizyon sayesinde; işaret, söz, ses, çizgi, satıh cisim, renk, hatta kokularla (1) "ifade" edilebilen her fikir ve muhayyile mahsulünü ses veya ışık dalgaları vasıtasıyla yahut ikisini mezcettirmek suretiyle bütün beşeriyete aynı zamanda ve tekrar arz etmek artık imkân dahiline girmiştir."

ifadeleriyle fikri eserlerin ve fikri haklarının önemini vurgulamaktadır.

Söz konusu kanunun 1. maddesi sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserlerinden oluşan fikir ve sanat mahsullerinin eser olarak tanımlanabileceğini hükme bağlamıştır. Görüldüğü gibi bir fikri ürün ancak özgün olması halinde yani onu meydana getirenin hususiyetini yansıttığı zaman eser olarak tanımlanabilmektedir.

Bu tanım mahiyet itibarıyla Bern sözleşmesiyle de uyumludur.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ilim ve edebiyat eserleri olarak sınıflandırılmıştır.

Musiki Eserlerinin de her nevi sözlü ve sözsüz besteden oluştuğu ifade edilmiştir Formun Altı

Güzel Sanat Eserleri kategorisinde yer alan yağlı ve sulu boya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler gibi ürünlerin "güzel sanat eseri" sayılması için kanun estetik değere sahip olmalarını şart koşmuştur

Her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi sinema eserleri olarak tanımlanmıştır.

Eser sahibinin haklarına zarar vermemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlemeler, bu kanuna göre eser sayılır" hükmü gereğince bir eserden istifade edilerek meydana getirilen, istifade edilen eserden bağımsız olmamakla birlikte işleyenin özelliklerini taşıyan fikri ürünler işleme eser kabul edilmiştir.

Eser sahibi eseri bizzat meydana getirendir. İşleme ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak kaydıyla eseri işleyendir. Sinema eserlerinde ise yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı, diyalog yazarı ve canlandırma tekniğiyle yapılmış bir eser söz konusu ise animatör de eserin birlikte sahibidir.

Eserin meydana getirilmesi ile birlikte. Eserden doğan hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir. Ancak kanunun 18. maddesi ile bu kurala bir istisna getirilmiştir. Bu hükme göre aralarında yaptıkları bir sözleşme ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça memur, hizmetli veya işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bu kişileri çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır.

Birden fazla kişinin katılımıyla meydan gelen ve ayrılmaz bir bütün teşkil eden bir eserin varlığı halinde eser üzerindeki haklar sözleşmede, hizmet şartlarında ya da eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan bir yasada aksi öngörülmedikçe bu haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek ve tüzel kişi tarafından kullanılır

ESER SAHİBİNİN HAKLARI

Eser sahibinin hakları manevi haklar ve mali haklar olmak üzere iki bölümde ele alınmaktadır.

Manevi haklar

Kişiye bağlı olan bu hakların mirasla ya da sözleşmeler ile devrolunması mümkün değildir. Eser sahibinin manevi hakları Umuma arz salahiyeti ,Adın belirtilmesi salahiyeti, Eserde değişiklik yapılmasını menetmek salahiyeti, Eser sahibinin zilyed ve malike karşı haklarıdır.

Mali haklar

Eser sahibi kanunda sayılan haklara dayanarak eserden maddi ve manevi olarak faydalanır. Eser sahibinin ölümü halinde mirasçılarına devrolan bu hakların kanuna uygun olarak düzenlenmiş sözleşmeler ile başkalarına devri mümkündür.

Eser sahibinin mali hakları işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, umuma iletim hakkı , pay ve takip hakkıdır. ·Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21 -25 maddeleri arasında tanzim edilen mali haklardan kısaca bahsetmekte yarar görülmektedir.

Kanunda bir eserden onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı İşleme Hakkı, Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltılmasına ilişkin Çoğaltma Hakkı,.Bir eserin aslını veya çoğaltılmış fiziki nüshalarını kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtılması Yayma Hakkı, Bir eserden, doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı Temsil Hakkı ,Bir eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının radyo-TV , uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması Umuma İletim Hakkı olarak tanımlanmıştır.

Eser sahipleri veya mirasçıları mali haklarını süre, yer ve muhteva itibarıyla karşılıklı veya karşılıksız, süreli veya süresiz olarak başkalarına devredebilirler. Mali haklara ilişkin yapılan tüm sözleşmelerin yazılı olması ve devredilen hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.

FSEK kapsamında korunan hak sahiplerinin manevi ve mali haklarının ihlali halinde hukuk ve ceza davası açılabilir

Telif hakları herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğine sahip haklardır. Diğer taraftan Uluslararası sözleşmelerde eser sahiplerinin mutlak nitelikli haklarına bazı sınırlandırmalar ve istisnalara yönelik ülke mevzuatlarında düzenleme yapılması da mümkün kılınmıştır. FSEK ’te Amme İntizamı Mülahazasıyla,, Genel Menfaat Mülahazasıyla , Hususi Menfaati Mülahazasıyla , Hükümete Tanınan Yetkiler başlıkları altında haklara getirilen tahditler ile şahsi kullanım amaçlı istisna düzenlenmiştir

Bağlantılı Haklar

Eser sahibinin haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icrayı veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile film yapımcılarının hakları bağlantılı haklar olarak tanımlanmaktadır

Bağlantılı hak sahipleri de fikir ve sanat eserleri kapsamında eser sahiplerine benzer hak ve yetkilere sahiptir

Koruma süreleri ve şartları

Bern sözleşmesinde öngörüldüğü şekilde Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında da, eserin yaratıldığı andan başlayan doğal bir korumadan yararlanılması ilkesi benimsenmiştir . Bununla birlikte FSEK te ihtilaflarda ispat kolaylığı sağlaması bakımından hak sahiplerinin yararlanabileceği bir kayıt- tescil sistemi öngörülmüştür,

Telif Hakları Sözleşmesi (WCT) 2. Maddesi ‘ Telif hakkının korunması, düşünceleri, yöntemleri, uygulama esaslarını ya da matematiksel kavramları değil, düşüncelerin ifade biçimini kapsar.’ hükmünü amirdir. Fikir Sanat Eserleri Kanunu (FSEK ) bu ilkeyle de uyumludur.

Eser ve bağlantılı hak sahiplerinin kanunda düzenlenen hakları ile düşüncenin ürettiği, somutlaştığı maddeden ayrı , bağımsız bir varlık ve hukuki değere sahip soyut nitelikli haklar korunur.

Eser sahibinin eserine ilişkin hakları hayatı boyunca korunur. Ölümü halinde mirasçıları 70 yıl boyunca bu haklardan istifade eder. Eser sahibi tüzel kişiyse, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır Koruma süresi eser alenîleşmediği sürece işlemeye başlamaz. Sahibinin ölümünden sonra alenîleşen eserlerde eser. ölüm tarihinden itibaren 70 yıl süreyle korunur. Eser sahibi belli olmadığı hallerde , koruma süresi eserin alenîyet kazanmasından itibaren 70 yıldır. Eser sahibine tanınan mali haklar koruma sürelerinin bitimiyle sona erer · Bu süreden sonra herkes eserlerden serbestçe istifade edilebilir.. Fikri haklarda ülkesellik ilkesi geçerli olup koruma şartları Korumanın talep edildiği ülke mevzuatına göre belirlenir.

Meslek birlikleri

18 ve 19 Yüzyılda fikri haklar alanında yapılan yasal düzenlemelere paralel olarak teknolojik gelişmeler ve globalleşmeyle kültürel etkileşimin hızlanması eserlerin kullanıldığı mecra sayısını arttırmış bu süreç haklarının takibinin ve eserlerinin kullanılmasından elde edilen gelirlerin tahsil edilmesinin meslek birlikleri tarafından yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu gelişmeler . Fransa'da 1850 yılında CISAC Uluslararası Yazarlar ve Bestekarlar Topluluğu Konfederasyonu kurulmasını sağlamıştır. Fikri haklar alanında İlk meslek birliği olan CISACın kurulmasının ardından pek çok ülkede eser ve bağlantılı hak sahipleri alanında bu hakların korunması amacıyla birçok meslek birliği kurularak Toplu hak yönetimine dayalı takip ve tahsil sistemi kurulmuştur

Eserlerin ticarete konu olması ve bu eserlerin uluslararası düzeyde dolaşımının hızlanması ulusal düzeyde kurulmuş birliklerlerin diğer bir ülkedeki birlikler nezdinde karşılıklı olarak temsil edilmesini ve hak takiplerinin yapılmasını kolaylaştırmış ve bu şekilde oluşan haklarının korunmasına dayalı işbirliği modeli ulusal düzeyde kurulan birliklere uluslararası nitelik kazandırmıştır.

Bu kapsamda CISAC’ın yanısıra mekanik haklar ile ilgili kurulmuş meslek birliklerini temsil eden uluslararası lisanslama kuruluşu 1929 yılında Fransa’da kurulmuş BIEM, Almanyada GEMA, uluslararası fonogram endüstrisini temsil eden merkezi Londra’da olan IFPI , yayıncılık sektörü bakımından önemli faaliyetler yürüten çoğaltma haklarının takibi amacıyla kurulmuş IFRRO ile ödünç verme haklarının takibi amacıyla kurulmuş PLR etkin çalışan federasyon ve birliklerdir.

1983 yılına kadar ülkemizde meslek birliklerinin kurulmasına ilişkin herhangi bir girişim gerçekleşmemiştir. Fikir ve sanat eserleri kanununun 42. Maddesi kapsamında kurulması imkan dahilinde olmasına rağmen bu birliklerinin kurulamaması üzerine ilim ve edebiyat ,sinema, musiki,güzel sanatlar alanında eser sahiplerinin haklarını takip etmek üzere kanunla İLESAM.SESAM,GESAM ve MESAM kurulmuştur.Meslek birlikleri Eser sahipleri ve bağlantılı hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, Kanun ile tanınmış hakların idaresi ve takibi ile alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla tüzükle belirlenen alanlarda kurulan idari ve mali yönden bakanlığın denetimine tabi kuruluşlardır. Kanunda yapılan değişiklerle ayni alanda birden fazla meslek birlikleri kurulması mümkün olmuştur.

Ayrıca sözkonusu değişikliklerle bağlantılı hak sahipleri ile ilim ve edebiyat eserleri sahiplerinden devraldıkları mali hakları kullanma yetkisini haiz yayıncılara da meslek birlikleri kurabilme yetkisi tanınmıştır.

Son yıllarda ülkemizde uluslararası düzenlemelere paralel yürütülen mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde kamunun ve meslek birliklerin birlikte yürüttüğü çalışmalar fikri haklar alanında hak takiplerinin etkin olarak yapılması sürecini hızlandırmıştır.